Evdekiler -10 Düğün Dernek

Ne olacak şimdi? Ya aramazlarsa bir daha? Ya bittiyse gerçekten de?

İşler yoluna girmezse oğlu da müstakbel gelini de bunu kolay atlatamazdı. Hadi onlar gençti henüz tecrübesizdiler de ya dünürün yaptığı neydi? Büyük olarak işi düzeltmek, yanlışı doğrultmak onlara düşerdi elbet. Gençlerin yol yordam bilmemesi normal, onlar hata yapacak büyükler olgunluk gösterecek, onlar alevle yakacak, büyükler onarıp inşa edecekti. Büyük olan kendisi olduğuna göre bu haller ondan beklenirdi. Ama nasıl?

Bir yandan 40 yıllık dikiş makinesiyle oğlu ve gelini için hazırladığı mutfak takımını dikiyor bir yandan da bir hal çaresi bulmaya çalışıyordu çocuklar için. Şu örtülerin kumaşlarını bile geliniyle birlikte seçmişlerdi. Ece internetten bulup beğendiği bu modeli Muazzez Hanım’a atmış, Muazzez Hanım da özene bezene hazırlamaya başlamıştı çocukları için örtüleri. Her şey böyle heves ve neşe içinde giderken olacak iş miydi şimdi yüzükleri çıkarmak? Hadi gençler tartıştı, ki zaten düğün arifesi olurdu böyle gerginlikler, Vahide Hanım ne diye yangına körükle gidiyordu ki? Alıp kızını sakinleştirmek varken. Onur’a mı kızdı, ara ne söyleyeceksen adabınca söyle. Sonra da evladım hal çaresi şudur de? Şunun şurası düğüne kalmış üç hafta.

Ah büyük olmak suçun büyüğünü üstüne almak demekti bazen. Bazen de yanlışı görüp doğrusunu bildiğin halde yutmak, vakti gelince usulüne göre incitmeden hatırlatmak demekti. Rahmetli kayınvalidesinden öyle görmüştü Muazzez Hanım. Yoksa o acemi ve çömez hallerinde kayınvalidesi höt höt eden cinsten olsaydı nasıl 30 yıl aynı çatı altında geçineceklerdi. Bugün o anlayışl o ince fikirli kayınvalidelere pek de rastlanmadığı için üstüne gençler de başına buyruk olunca ne evlilikler de hayır var ne evlerin beti bereketi yerinde.  Atalar boşuna mı demiş “sabırla koruk helva olur” diye. Ama işte nerde o eski atalar. Nerde o eski adetler. Dikiş makinesinin kolunu bir daha çevirdi. Bu parçanın da son kenarının pikosunu bitirip ipi kesti. Oh ne de güzel olmuştu. Kesin çok beğenecekti Ece. Bunu fırsat bilip hemen örtülerin bitenlerini bir güzel yan yana dizdi. Telefonuyla bir fotoğraf çekip Ece’ye mesaj attı. Altına da “kızım bak bakılım istediğin gibi olmuş mu? Bir tek masa örtüsü kaldı. Müsait olunca görüntülü ara, onu da keseyim de dikmeye başlayacağım”, yazıp gönderdi. Baktı mesaj hemen okundu. Ama cevap gelmedi. Bu sırada o da gidip kendine bol yoğurtlu bir soda ayran hazırlayacaktı. Onur’un da sevdiğini bildiği için içeriye doğru “oğlum soda ayran yapıyorum gel birlikte içelim” diye seslendi.

Onur az sonra oturma odasına annesinin yanına gelmişti. Canının sıkkınlığı halinden belliydi. Muazzez Hanım oğluna “yavrucuğum çok özel değilse neler olduğunu ben de bilmek isterim. Belki bir faydam olur, sonuçta biz de geçtik o yollardan. Sizin o çıkılmaz sandığınız sorun belki de basittir de göremiyorsunuzdur, belki yanlış anlaşılma vardır, he anlatmak ister misin” dedi.

-Anne anlatsam ne değişecek ki,  azcık halden anlamak bu kadar mı zor? Talepler o kadar çok, standartlar öyle yüksek ki, bunda anlaşsak bir sonrakinde takılacağız. Bugün olmasa yarın kavga edeceğiz. Boş ver yol yakınken dönmek en iyisi. Onur ağzıyla bunları söylüyordu ama hiç de gönlü öyle demiyordu belli.

-Yavrum ev ile ilgili mi sıkıntı çıktı. İş konusunda da mı anlaşamadınız. Sorun evse ayrı eve çıkarsınız nolcak, şimdilik alt katımız boş koca ev, kimim var sizden başka. Ama mevzu işse bırak çalışsın. Yol yıpratacak, gel git yorulacak zaten kendi istemeyecek ondan sonra o yola katlanmayı. Ama sen üstüne gidersen baskı kurmaya çalıştığını düşünebilir ve inada binecek iş hiç yoktan.

 -Anne bunun baskı kurması mı var Allah aşkına. Kaç yıldır tanışıyoruz, bilmiyor mu benim ona neden işten çık dediğimi? Sakarya nere Bilecik nere? Her gün git gel ne kafa dayanır, ne beden? O da bal gibi biliyor da bunu niye inada bindiriyor anlamıyorum ki?

– Borçları daha rahat kapamak için bırakmak istemiyor kızcağız belli ki? O kadar okumuş etmiş kendi emeğiyle evine katkısı olsun istiyor oğlum anlamayacak ne var bunda? Asıl sen inat ediyor olmayasın?

– Anne haftanın beş günü git- gel yol parasına gider zaten kazandığı, bunun katkısı ne olacak?

-E kız sana dedi ya hafta içi annemlerde kalırım hafta sonu gelirim. Bir müddet daha böyle idare ederiz diye.

-İşte ben de olmaz dedim. Ne o öyle düzeyli beraberlik gibi. Öyle, ev düzenimizi de ilişkimizi de yıpratacak, baksana şimdi bile uzak olunca anlaşmak da zorlanıyoruz sürekli kavga. O zaman da böyle olsun istemiyorum ben. Herkes düzenini kursun, ben de kafam rahat işimi geliştireyim. Hem o zamana kadar bakarsın işler açılır. Şu an ödemelere zor yetişiyoruz. Zaten tek konu da çalışma meselesi değil ki? Düğün salonunu iptal ettik diye kavga ettik biz asıl.

-E yavrum toplu etkinlikler durduruldu ya, nasıl yapalım bu şartlarda salonda düğün.

– O da zaten erteleyelim diyor. Sonbahara bırakalım düğünü, bekleyelim şu virüs işi bir yatışsın diyor. Ne bileyim ben ne zaman yatışacak. Davetiyeler bile hazırdı. Ben mi çıkardım virüsü, ben mi bu belayı sardım üzerimize.

-Hişt sakin ol bakayım. Yani Ece herkesin katıldığı bir düğün olsun istiyor öyle mi? Peki erteleyin oğlum onun için mühimse.

-Anne sen bari deme bunu. Sen zaten düğün de sevmezsin, saçma sapan başkalarına gösteriş için yapılacak teferruatlı işleri de. Ya durum belli zaten, her şeyi ayarlamıştık, o istiyor diye. Ama malum işte şimdi şartlar bu. Neden aynı anlayışı o da şimdi gösteremiyor bana. Hem diyor ki çok açılmayalım düğünden sonra o borçları öderken birlikte zorlanacağız. Hem bu kadar masraf yapılmış bu kadar hazırlık bitmişken erteleyelim. Ya ne önemliymiş anlamadım kardeşim, çok mu lazım düğünde herkesin bizi görmesi. Çok mu lazım, ortada salınıp boy göstermek! Yok hayatında bir kez evleniyormuş, yok annesinin görüp göreceği tek evladıymış, yok emmisinin oğlu dayısının kızı düğününde oynamasın mıymış? Oynasın, toplu görüşmeyle açsınlar oyun havasını karşılıklı oynasınlar! Ne yani. İnsanlar bir aydır birbirini öyle görüp konuşmuyor sanki. Oynarlar da! Dert mi?

-Alevlenme evladım. Ailesi ikna eder belki aklın yolu bir. Ben konuşurum istersen dünürle.

-Yok anne karışma bence sen. Çünkü annesi de Ece ile aynı düşünüyor olacak ki “ ne yani ben yıllarca hısım akraba ayırmadan, düğün dernek kaçırmadan her birine aksatmadan gittim, hediyemi de ona göre götürdüm tam sıra bize geldi şimdi” diye hayıflanıyormuş o da. Sanki tarlaya ekilen tohumların mahsul toplama vakti gelmiş de.

-Aa Onur, ayıp etme sen de şimdi. Kadıncağız sizin yuvanıza destek olsun diye düşünüyordur yavrum. Bir de sen nerden bileceksin anne/baba olmadan. Kızı evden ayrılıp başka şehre yerleşeceği için ne kadar geç olsa, o kadar iyi bir anne için. Anlayış göstermek gerek.

-Yedi yıldır belli bizim durumumuz anne. Benim burada babamdan kalan bu dükkânı işleteceğim de belli, yaşayacağım şehir de.  Fakültedeyken dedim ben onlara. Ben ne yapayım hadi söyle. Ben de bunaldım artık. Anlayışın birazı da bana lazım değil mi?

Onur da iyice dolmuş olduğundan Muazzez Hanım lafı uzatmaktan vazgeçti. Oğlunun yanına gidip sırtını sıvazladı. “Bulacağız bir orta yol, sen rahat ol evladım” deyip işine geri döndü. O sırada Onur’un telefonun sesi geldi içerden. Zil sesinden anlaşıldığı üzere “ Kayahan/ Seninle Her şeye Varım Ben” telefonda Ece için belirlenmiş zil sesiydi yani arayan Ece’ydi.  “Bizim örtüler işe yaramış sanırım” dedi Muazzez Hanım elindeki ipliği iğnemden geçirmeye çalışırken. Teyit etmek için de telefonuna baktı. Evet çift tik vardı gönderdiği fotoğrafta. Ece fotoğraftaki örtüleri görmüş ve hayallerine adım adım yaklaşmanın heyecanı ile mutlu olup Onur’u aramıştı belli ki. Cevap olarak da “Zahmet etmişsin anne, çok da güzel olmuş ellerinize sağlık, az sonra sizi arayacağım yazıyordu. Belli ki oda yumuşamıştı. Düğün üstü her çift yaşar böyle gerginlikler elbet. Bir de şimdi hiç ummadık bir konu herkesi etkileyince sinirler de gergin, olmuş işte tatsızlık.

 Doğru söylüyorsun Muazzez Hanımcım. Geçer geçer, ah gençlik sonra ne komik ne gereksiz gelecek şimdi dert saydıkları, birbirlerini gereksiz yere üzdükleri çoğu konu.

Az sonra Onur mutlu bir şekilde yanımıza geldi. “Sağol anne” dedi. “Ben ne yaptım ki oğlum” dese de Muazzez Hanım da ben de biliyorduk teşekkürün nedenini. Onur göz kırparak,

-Anlamamış gibi yapma işte. Ece aradı. Madem şartlar bu öyle olsun, dedi. Daha sonra her şey düzelince, eş, dost, akraba toplanır gerekirse bir yemek verir telafi ederiz biz bu düğünü deyip tatlıya bağladık anne. Bu arada eline sağlık ben bile beğendim örtüleri, deyip sarıldı annesine. Ahh be Muazzez Hanım hala iş var biz de. Senin gözler gördükçe benim kafa döndükçe çok çeyiz yapar, çok gencin yuvasına destek oluruz daha biz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir