YOL MANZARALARI

  Yazmak ne kadar kalıcı az önce tekrar hayret içinde fark ettim. Her şey ve her durum hızla akıp elimizden kayarken anı ve içinde barındırdığı hisleri güzellikleri özümseyemeden geçen her dakika koca bir kayıp ve zamanda açılan bir delik. Miladi takvim bugün 7 Şubat 2019`’u, Hicri takvim 2 Cemaziyelahir 1440’ı, 12 hayvanlı Türk Takvimi ise domuz yılını göstermekte. Bu arada 12 Hayvanlı Takvime göre; oğlum Yusuf maymun diğer oğlum Yavuz Selim fare eşim ben ise koyun yılında doğmuşuz. Neticede zaman herkese göre farklı adlarda akmakta, kesin olan ise yaşananlar ve ömür hep ileriye ileriye sıçramakta. Benim ömrüm Haziran’da 40 tan 41 ‘e sıçramaya hazırlanıyor. İnanılası değil diyemeyeceğim gayet inanılası, gayet yerinde ve gayet hissederek yaşadığım yıllardı. Hatta bence bazı yıllara çift tarih bile girilebilirdi. Rakam olarak 365 gün bir yıla denk gelse de bazı yıllar insanda 2 veya 3 yıllık yıpranma ve hasara neden olabiliyor; bizzat yaşadım ve iliklerime kadar hissettim vücudum da bunu kabul edip o derece yansıttı. Bu bir şikâyet, sitem değil bu yalnızca gerçek elle tutulur gözle görülür kanıtları olan bilimsel bir olgu. Mutluluk da aynen böyle acılar gibi hissedilen aynı zamanda an’da elle tutulan bir olgu. Lakin elle tutulur dediysem elinde tutulur kalıcıdır demedim. Acı, hüzün, mutluluk, gençlik denilen tüm kavramlar bir o kadar gerçek bir o kadar somut bir o kadar canlıdırlar. Sonra da aynı gerçeklikle dünya içinde ve tıpkı evrende dönen deveran eden her şey gibi giderler gelirler, giderler dönerler. Ne mutluluk ne hüzün bende, sende, onda ne de herhangi bir canlıda kalıcı değildir. Kendisi aynı kalmayan baki olmayan bir canlıda bu kavramların da gelip- geçici olması doğaldır. Bu yazdıklarım size duygu eksikliği ya da his yoksunluğu olarak gelebilir, yo değil bilakis kendi hislerini de yakınında olsun olmasın tanıdığı veya tanımadığı halde gördüğü duyduğu her canlının yaşadıklarını, hissettiklerini yaşayan bir insanın acı eşiğinin yüksekliği diyelim. Yavuz selim doğduktan beri haber izleyemediğimi orada görüp duyduğum her acı olayı ruhumda hissettiğimi anlayabilecek durumda olan bir ruh anlar ne denli yorgun ve bitkin olduğumu. Ne gerek var bunca derine inmeye bunca ait olmadığım ruhlara yakın olmaya derseniz bu bir tercih değil bir olur haldi. Çok yaralayan bir hal. Yavaş yavaş bu halden sıyrılma yolları denemedim değil başardım mı tam sayılmaz. Geçti mi hayır. Azalmalıydı çünkü fayda sağlayamadığın acıları hissedip yaşamak parçalı ölümlerden geçmek, oysa insan kendini zinde ve dinç tutarak kendine önem vererek ancak sevdiklerine ve değerlerine sahip çıkan iyi; iyilikleri var etmeye çalışan bir kişi olabilir. Vay be dünyayı kurtarma görevini sana mı verdiler sandın da üstüne alındın diyenlere; hayır ne verildi ne de böyle bir görevi üstlendim ben sadece isteğe dâhil olmadan geldiğim bu âlemde giderken bir küçük dokunuş bir tatlı seda bırakma gayretindeydim o bile ağır geldi tökezledim. İnsan çok güçlü etki alanına sahip değilse çok güçlü hisler beslememeli diğerleri dedikleri için. Çünkü onlara yıpranırsın kendine düşen acı hanene bir taş geldiğinde de hop takatin tükenir ve kolayca düşüverirsin. Şunu da kabul etmeli insan olan, cürmün kadarsın, cüssene bakmadan kahramanlık rolüne bürünürsen kendi rolünün basit zorluklarında afallarsın. Netice de başkalarına faydan olmadığı gibi kendine ve en yakınındakilere de zararın dahi dokunur. İnsan önce kendine sahip çıkıp önce kendi imtihanın verdiği durumu üstlenmeli. Bunları yapabiliyorsa zaten hal diliyle ve duruşuyla etrafındakiler başta olmak üzere kendine değen her varlığa kaynak olur umut olur ışık olur. Eskiden olsa böyle insanları bencil ve egoist olarak adlandırırdım bugünkü aklım ve tecrübelerim ise bu tür davranış sergileyebilen kişilerin ne kadar vakur olduğu düşüncesidir. Büyük insan büyük acılarını bertaraf edebilen değil büyük acılarını özümseyip onları kabullenip duruşunu bozmayan insandır.

Mesleği öğretmenlik olan birisine ders vermeden hayatı ve kişileri olduğu gibi kabul et demek ne derece doğru ve ne derece gerçekçi tartışılabilir elbet. Ancak öğretmenden daha eğitici ve daha kararlı bir öğretici olan hayat hepimize bildiğimiz ya da bildiğimizi iddia ettiğimiz yerden ders verip imtihan ediyor. Hani derler ya hep, “bilmediğim yerden geldi, hiç çalıştığım yerden çıkmadı” diye Rabbim çok adil her kuluna bildiği öğrendiğini sandığı ya da iddialı olduğu yerden soruyor açık ve net biçimde. İnsan ise o güvendiği bilgisi, o şüphe duymadığı aklı, o kendinden emin halleri ile kaybetmenin eşiğinde buluyor kendini. İşin güzel tarafı kaybetmek kaybettirmiyor asıl sınavda kaybettikçe kazanıyor bilemedikçe bilgeleşiyorsun bu yolculukta.

Yol hali çetin gibi duruyor, korkutucu ve çeldirici etkenler dört bir yandayken titretiyor ruhumuzu. Nasıl ki araba kullanırken debriyaj ve gaz ayarını hissederek ayarlayıp kalkışı güvenli ve yumuşak bir geçişle sağlıyorsa usta şoförler aynen öyle önce yolu hissedip ruhuna bildirecek olan yolcu, yola ve an’a konsantre olduğunda çeldiricileri görecek ancak görüp bakıp üstünden yumuşak geçişlerle atlayıp gidecektir. Öncelik yolun hepimiz için kesin oluşu, engellerin mutlak varlığı, direksiyondakinin bu parkurda en iyi olduğu alanda tatbikata dâhil olduğu bilgisini kavramak. Tüm bu sürüş deneyimi içinde iyi odaklanmak işin özü, o odaklanma sırasında olan bitenleri iyi takip etmen yolun tadını, gördüğün manzaranın güzelliğini, yolculuğun keyfini almanı sağlayacak yol bitsin de rahatlayayım diyenler, sona odaklananlar ise tüm sürüşün tadını alamadan parkurların zorluklarına odaklananlar da yolun sadece cefasını yaşamakla kalacaklardır. Bu anlatmaya çalıştıklarıma daha önce vakıf olmayı çok istesem de bunları edinmek için biraz acemi sürüşü geçirmek tıpkı acemi bir sürücü gibi kavrama noktasını henüz öğrenemeyen her acemi kadar arabayı geri kaçırmak ya da motoru kısa kısa istop ettirmek kaçınılmaz bir durum. Her insan özel her birey şahsına münhasır olsa da yolculuk hali hepimizde ortak tepki ortak hata ortak zararlara neden olmaktadır belki de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir