Misyonlu Vizyon -Televizyon-

                                              Her ne kadar kitle iletişim aracı yani medya  denilince gazete,radyo, dergi , internet ve televizyon kastedilse de   ülkemiz insanları için ilk akla gelen televizyondur…  Televizyon  özellikle  çocukların  3-13 yaş olarak yoğun olarak etkilendiği çünkü bu yaş grubu için diğer medya organlarına göre daha cazip,ulaşılması daha kolay, üstelikte ebeveynleri tarafından “oyalansınlar da biraz kafa dinleyelim “diye yönlendirilmeyle itildikleri bir araçtır… Maalesef 0-3 yaş da bile –ki bu yaşlarda bebekler için çok sakıncalı olmasına özellikle otizm belirtilerini tetikleme ,algı bozuklukları oluşturma gibi sorunlara yol açabilme riski taşımasına  rağmen bilinçsizce televizyon izletilmektedir. Çocuklardan sonra televizyonun etkileme  alanına özellikle ev hanımları girmektedir.  Sabah gözlerini açar açmaz televizyonun düğmesine basıp gün boyu tüm programları satır satır  takip eden ev hanımlarımızın sayısı oldukça fazladır… Sabah  programlarını ,konuklarını ,konularını evdeki bir aile ferdi gibi görüp her söylenileni uygulamaya geçmek için hiç tereddüt etmeyen nice bayan vatandaşımız vardır…

         Televizyonun etkisi altındaki bu gruplardan çocuklar henüz beyinleri her bilgiye, her görsele ,her düşünceye aç -açık olduğu ,öğrenme kapasiteleri çok yüksek olduğu için izletilen yayınların  kalitesi pek mühimdir. Oysa  günümüz çizgi filmleri  çocuk kitlenin, ruhsal – psikolojik gelişimi için hiç de iyi örnekler teşkil etmemektedir. Gelişigüzel  her çizgi filmi  her çocuk programını  izleyen çocuk ise geleceğin sorunlu büyükleri olarak bize geri dönecektir.   İçerik olarak  vurdu –kırdı, savaş, şiddet içeren konular işlenmekte veya  sindy ,winx  kızları gibi  tek prototip kızlar yetişmesine öncülük etmektedir… Televizyonda verilen  sanal dünya o küçük beyinler için gerçek  dünyaya açılan pencereleden biri olmak yerine gerçek dünya yerine koyulup bir realiteymiş gibi algılanmaya başlamaktadır ;  gerçek dünyaya uyumsuz, sorunlar karşısında  şiddete meyilli, problemi kendinde aramayan gençler,prenses olduğunu düşünen herkesten öyle muamele  görmek isteyen genç kızlar hayatın içinde bocalamaktadır… Sonra da  ebeveyn sorunun çözümünde nereye yönleneceğini dahi bilemeden  afallamaktadır!

      Etki altında ki bir diğer grubun da durumu çok iç açıcı değildir…  Televizyondaki yaşamları ,dizi kahramanlarını arkadaşları gibi gören ,yaşantılarını kendi yaşantılarıyla özdeşleştiren bayanlarımız da gerçek dünyadan bihaberdirler. Müge Anlı’yı polis müfettişi ,oradaki konukları bilir kişi ,olayı yaşayanları ve yaşatanları ise  kendilerince  lanetli saymaktadırlar. Hem de her olay kendi gerçekliğinde yaşanırken ve her yaşayan şahsına münhasır sebeplerle yaşarken …  Televizyon başındaki bu ne verilirse kabul eden kitlenin duygu geçişleri de çok keskindir… Zira bir program öncesinde  ailesindekilerin bile katil zanlısı ! sıfatıyla bulunduğu bir cinayet konusunun işlendiği , bir program sonrasında evlenmek üzere gelmiş kendince şovunu yapan yaşlı amcanın 20’lik bayana talip olduğu hızlı sahne geçişleri izleyiciyi de keskin duygu geçişlerine sürüklemektedir…

      Bu bahsedilen  programlar sadece, bilinçli bir kendini kaptırmayla sınırlı zararlılıkta kalmamaktadır. Hazırlanan programlarda reyting amacıyla gerçek ile hikaye de!  birbiriyle harmanlanıp daha çok dikkat toplamak amacıyla tüm duyularını yönlendirmiş alıcıya gönderilmektedir. Hazır tüm alıcıları açık bir kitle varken de bilinçli olarak bu kitlelere programı hazırlayan ve yöneten insanların değer yargıları,yaşam biçimleri,toplumu getirmek istedikleri yer gibi ince bilinç altı dürtüleri de eklenerek hedef kitleyi yönlendirme aşısı da  yapılmaktadır…

     Yoğun izleyici kitlesinin bir diğer sıkıntısı da gerçek hayatının akışını televizyonun izin verdiği ve yönlendirdiği şeklide yaşamasıdır. Televizyondan edindiği bilgilerle beslenir, bugün maydanoz kürünün zayıflatıcı etkisini kendinde denerken yarın lahana diyeti uygular! Çocuklarının eğitimini! konuk psikoloğun yorumuna göre! yapmaya çalışır. Akşam işten gelen eşini dizideki “geç kalacağım toplantım var” diyen ama malum yerde özel toplantıya katılan! dizi oyuncusuyla özdeşleştirip paranoyak bri tavır takınır.Yani aile ve arkadaş yaşantısı da zor bir sürece girmiştir…

    Aile olarak izlenilen akşam programları ise bizi en yakınlarımızdan ,onları tanımaktan alıkoymaktadır..Her odada ayrı kanal ve ayrı yayın izleyen aileler olduğu,misafirliklerin o günkü dizinin durumuna göre yapıldığı,  çocukların ders çalışma saatlerini dizilere göre belirledikleri ve hatta dizilerden tarih sınavlarına hazırlandıklarını iddia ! ettikleri vakaları çoğumuz biliriz…

   Televizyon misyonu olan ve bir hedefe yönlendirmesi daha kolay olan çocuklar ve bayanları doğru yönlendirmezse toplumun büyük bir kesimini oluşturan bu hedef kitle için dolayısıyla da toplum için ne derece tehlike arz etmektedir! 

    Oysa aynı olasılık iyi ,güzel,eğitici yönde yapılacak , hazırlanacak programlar için de geçerliyken maalesef bir kaç  yıldır hep olumsuz örnekleri vurgulayan,kötü örnekleri , ahlak çöküntüsünü hızlandıracak yaşam tarzlarını iyice göze sokan, aşıyı bünyeye doz doz vererek bu kötü örnekleri bilinç altına yerleştirip elinde kumanda toplumu yönlendirmeye çalışan yayınlar  gün ve gün hız artırmaktadır… Özelin milyonlara açıldığı, şiddetin sansürsüzce  her eve gösterildiği, ahlak dışı örneklerin özendirilecek tarzda gündemde tutulduğu bir vizyon sahiplenmişliği… Misyona göre sunulan bu vizyonlar konusunda  dikkatli izleyici ve bilinçli bir alıcı olmayı başaramazsak her ev zaten bir tele-vizyon haline  dönecek korkarım ki…

fikirperisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir