Gölgedekiler -1

41 bahar görmüş olmama rağmen bu, hayatımın ilk sonbahar hüznünü, kış soğuğunu ve yaz bezginliğini taşıyan ilkbaharıydı. Kafaların ve hayatlarımızın karmaşası ilkbaharın da dengesini bozmuş gibiydi. Virüs kaygısı şeklinde görünse de bu sorunların temelinde, insanın kendisiyle ve diğer canlılarla olan kavgası yatıyordu.

İnsan doldukça boş olduğunu, piştikçe çiğliğini daha da iyi görebiliyor ve olma yolunda koşsa da bir arpa boyu bile gidemeyeceğini; dolmak ve pişmek fiillerinin bile iddia içerdiğini düşünüp susmanın neden erdem olduğunu anlamış, ama uygulayamamış bir haliyet-i ruhiyede deverana düşüyordu.

Pişmişlerin hamuş olduğunu, bilenlerin en çok haddine sahip çıkan dolmuşlardan müteşekkil varlıklarını, yokluğa/hiçliğe adadıkları için bilen sayıldığını, akılla idrak edebilmeye nabzet biri için, onların gölgesine sığınmanın hasreti içindeyim. O gölgeler ki; göz kamaştıracak parlaklıktaki suni ışıklarını yüzlerimize yansıtıp gözlere hitap edenlere kıyasla, kendini onların yanında görünmez yaparak aslında işin aslını bilebilenler için gerçek ve büyük bir ziyaydılar.

Bunlar içimde anlatılması zor iklimlere ve bazen de dünya telaşı arasında ansızın oluşan hava olayları gibi, aklımda, ruhumda değişkenliklere sebep oluyorlardı. Ben ise hep üşüyen cüssemin farkına varan çevremdekilere, kansızlıktan deyip geçiyordum. Bu ısınma isteği, bu iklimlerden iklimlere geçişte kopan fırtınalar içimi gerçekten titrettiği için halis bir ziyanın gölgesine sığınmanın ihtiyacı yanında, vücudumdaki kan ihtiyacı kıyaslanamazdı bile. Bunları aynı ölçüde değerlendirecek ölçüm aletleri ve bunlara tanı koyup tedavi yazacak tabiplere de artık rastlanmıyordu. En azından ben henüz tanışmamıştım ve işte bu nedenle tedaviye henüz uzak hissediyordum kendimi. Günümüz doktorlarının karmaşık durumlar içeren hastalıklarda ve ilaca cevap vermeyen vak’alarda kullandığı en güçlü verisi “stres kaynaklı” olabilecek olan bendeki haller “gölgeye hasretlik” diye literatüre geçecek değil ya! “Hastanız bir gölgeye ihtiyaç duymaya bağlı olarak üşüme belirtileri gösteriyor!” cümlesindeki tutarsızlığı söyleme dökecek doktor da çok şükür yetişmiyor fakültelerde. Neticede tıp fakülteleri hala sayısal ağırlıklı ders puanlarıyla öğrenci alıyor, fizik kurallarına göre gölgenin güneşle ve sıcaklıkla arasındaki bağdan daha karmaşığını bilen aklı başında, yıllarca dirsek çürütmüş kişileri ağırlayıp, mezun ediyordu.

Benim sorunum ise derdimin fizik kurallarına uygunsuzluğuydu sadece. Bana gölgesinde yer vererek beni ışığıyla aydınlatacak bir ziya… Bu isteğe sahibim, ihtiyaç duyuyorum diye aklınıza, ol’maya doğru yol aldığımı düşünme gafletine düştüğüm gelmez umarım. Çünkü her ihtiyaç hissedilen, o isteği duyanda umduğu neticeyi verecek diye bir kaide yok. Belki ben o güneşe rastlayıp teğet geçip gidecek ve onun güneş olduğunu bilemeyerek hakikatine vâkıf olamadığımdan dolayı, cehaletimle onu değerlendiremeyeceğim. Yahut bendeki mevcut yeterlilik onun ziyasına dayanabilecek seviyede ve o ışığa yakınlığa dayanabilecek tıynette olmadığı için, pişmeden yanıp kül olacağım. Bunlar muamma…

Peki tüm bunlar çok bilinmeyenli denklem formatında diye bizi yolumuzdan mı etsin, emellerimizden yüz mü çevirtsin? Aramaya devam, bulup bulamamak, gölgesinde soluklanmak ise nasip işi… (peri)

1 thought on “Gölgedekiler -1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir